Soru
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh hocam.
Ne kadar yazmaktan çekinsem de yazacağım hocam. İçime bir damla dahi su serpseniz yeter biiznillah. Ben 15 yaşında kimine göre çocuk, kimine göre genç kızım. Kendimi bildim bileli, 10 yaşımdan beri tesettürlüyüm ama tam olması gereken gibi değildim tabii. Hep şal, tunik, pantolon tarzı giyindim. Çünkü aklım fazlasıyla çeliniyordu o zamanlar. 10 yaşında bir çocuk tesettürü hak etmiş ama bazıları ona ferace, çarşaf gibi şeyler giyersem kendimi çok kapatacağımı ve önüme bir sürü engel çıkacağını bana bir kere yutturmuşlardı. Yıllar geçti, benim kafam biraz daha oturdu ve 12 yaşıma geldim. Bir din kültürü hocamın vesilesi ile namaza başladım, topuzu bıraktım. Sohbetler dinleyip kendime çeki düzen vermeye gayret ettim. Ama hiç bilmiyordum ki Rabbim bana güzel imtihanlar hazırlıyormuş. Zaman geçtikçe her şeyin farkına varmaya başladım. Ne zaman ben kendimi düzeltip Rabbime dönmeye çabaladım, imtihanlar da o zaman boy verdi. Tesettürün nasıl olması gerektiğini öğrenmeye başladım ve ailemden ferace istedim. “Asla almayız yaşın başın kaç?” dediler. Çok ağladım, yalvardım ama olmadı. Ben de diz kapağımın aşağısına kadar bir tunik aldırdım ve altına da bol paça pantolon giymeye başladım. Dolapta onca kıyafet dururken ben aylarca onu giydim. Sonra öğrendim ki evde ablamın çok eskiden kalma yırtık, kötü bir feracesi varmış. Aldım onu, boyuma göre yaptırdım, yırtık falan da olsa giydim. Üstüne siyah şalı bol açarak elimden geldiğince tesettürümü diri tutmaya çalıştım. Bunun yanında okuduğum onca saçma romanları bir kenara bırakıp dini kitaplara yönelmeye başladım. Elimde ne varsa, onu okudum. Risale-i Nur’a başladım ama ailem kesinlikle okumamı istemiyorlardı. Ben de o yüzden risale alamıyordum. Aylarca tabletten gizlice Risale-i Nur okudum. 3-4 kitabı zoraki de olsa tabletten bitirdim.
Zaman geçti, ben sohbet meclislerine gitmek istedim ama aileme bu konuyu açtığımda üstüme yürüdüler ve büyük olay çıktı. Ben de mecbur bir şey diyemiyordum ama içim içimi kemiriyordu. Ben de gizlice sohbetlere gitmeye başladım. Başta kimse duymadı, sonra annem öğrendi. Ondan bayağı bir dayak yedim. Sonra zaten babam öğrendi ve ondan da bayağı dayak yedim. Ama ben vazgeçmedim ve sohbetlere gitmeye devam ettim. Annem artık sustu, bir şey demedi ama babam aylarca gittiğimi bilmedi ve babam daha yeni yeni öğreniyor sohbete gittiğimi ve hala aynı dava sürüyor evde: “O sohbete gidilmeyecek!”. Zaman geçtikçe ben YouTube’dan bayağı dersler dinlemeye başladım. Ailem çok sinirlendi. Dersleri aksattın, dini öğreneceğim diye okulu unuttun, gibi cümleler söylemeye başladılar, ben duymadım. Sürekli çabaladım, gayret ettim. Ailem elimden telefonu alıp, sohbet dinlemeyi yasakladı. Ben de artık gizlice sohbet dinliyordum, gizlice risale okuyordum. 3 sene boyunca sürekli bunlara tabii oldum ve dinimi öğrenip yaşamaya çalışacağım diye sürekli dayak yiyordum. Benim canımı sıkan yediğim dayaklar değil, dinimi öğrenmeye çabalarken yanımda olmamaları idi. Benim babam imam ve annem Kur’an kursu hocası. Şu sözü çok duymuştum ama inanmazdım: “Her sakallıyı hoca zannetme.” Ailem bana bu şekilde davranmaya başladıkça ben bu sözün ne demek olduğunu anlamıştım. Hala da anlıyorum.
Ben geçen sene lise sınavına girdim. Birçok tercihin arasından maalesef ki şehir dışı çıktı. Aileme yalvardım, “Kız başıma oralara göndermeyin.” diye ama nafile, gönderdiler. Yurtta kaldım. (Zaten, bu virüsten dolayı ikinci dönemi bitiremeden çıktım yurttan, elhamdülillah.) Yurtta kaldığım zaman içerisinde çok sıkıntılar çektim. Ailemle aylarca görüşmedim, yurtta hapis gibi kaldım. Yurtta kaldığım süre içinde yurt bize okulun en başında 300 küsüratlı harçlık verdi. Ben de çok düşündüm, “Bu parayla ne yapsam?” diye ve ailemden gizlice “çarşaf” almaya karar verdim. Tabii ailem beni harçlıklı bildiği için aylarca parasız gezdim ama elhamdülillah çarşafa girdim ya, gerisi mühim değil. Çarşafı giydim ve ailemin karşısına çıktım. Annem sustu, babam sadece: “İyi.” deyip gitti. Çok ağrıma gitti hocam. Ben yıllarca hayalini kurduğum tesettüre ulaşmanın sevinci ile bir kez olsun aileme sarılamadım. Duymadığım laf, yemediğim azar kalmadı. Yüzüm kapalı diye “deli” muamelesi gördüm. Erkek-kız karışık oturmuyorum diye çok küçümsendim ve çarşafıma denilmedik laf kalmadı. Duymadım hocam, hepsini Rabbime havale ettim ve ediyorum. Ama hocam böyle bir şeyde ailemin yanımda olmaması gerçekten içime çok oturuyor. Bir ara bana risale alamıyorum diye bir kaç kişi hediye külliyat aldı. Öyle bir mutluluk verdi ki hocam anlatamam. Kucakladım risalelerimi ve anneannemin evine gidip sakladım. Çünkü eğer ailem öğrenirse hepsini parçalayıp çöpe çevirmeleri an meselesiydi.
Aylar geçti ve ben artık anneme risalelerimi söylemek istedim. Annemi odaya çağırdım ve büyük bir mutlulukla açtım risalelerimi. Ama hocam böyle gözlerimin içi parlıyor. Sonra tabii, annem suratını astı ve dedi ki: “İyi halt yemişsin. Sakın onları eve getirme. Getirsen de ne baban ne ben alırım eve.” Orada öyle bir üzüldüm, öyle zoruma gitti ki hocam, gözlerim doldu ve risalelerimi kendime çektim: “Peki.” deyip oradan ayrıldım. Şu an eve getirdim ama ailem görmesin de sinirlenmesin diye pek göz önünde bulundurmuyorum. Şu son zamanlarda onlara okulu bırakıp medreseye gitmek istediğimi söyledim en başta bayağı karşı çıktılar ama sonradan alıştılar. Ta ki en son bir adam arayıp babamı medreseye karşı fitleyene kadar. Babam da şu an: “Asla medreseye göndermem, gidersen Kur’an kursuna git.” diyor. Onu da ben kabul etmiyorum. Durum böyle olunca evde sürekli bi tantana oluşuyor ve sürekli ben ağlıyorum ve haddinden fazla canımı sıkıyorum. Hatta bu can sıkmalardan dolayı fazla ağladığım için gözler ve kalple alakalı bazı sağlık sorunlarım var. Ne kadar kendimi diri tutmaya çalışsam da olmuyor hocam. Medrese istiyorum diye babam boğazıma yapışıyor. Yüzüm asık diye annem üstüme bıçak atıyor. Takatim kalmadı hocam. Dayanamıyorum artık. Elin anne babası benim arkamda dururken benim annem babam böyle yapınca çok zoruma gidiyor.
Şu an annem diyor ki, “Artık ne Kur’an kursu, ne medrese ne de istemediğin o okulun yüzünü göstereceğim sana. Yakın bir zamanda da seni baba imzasıyla evlendirip senin gibi bir beladan kurtulacağım.”. Bana bu şekilde konuşan bir anneye ben ne yapayım hocam? Ben medrese istiyorum diye babamın, “Evlatlıktan reddederim. Bir de medreseye, senin gibi bir köpeğe para yedirmem. Bir kağıt imzalar evlatlıktan reddini veririm. Ondan sonra nereye gidersen git.” diyen bir babaya ne yapayım hocam? Dayanamıyorum artık. Hastalıklarım sürekli tetikliyor, bunun üstüne ailem geliyor. Ben Rabbim için sabrediyorum hocam. Ama işte yine de insanın zoruna gidiyor ve kendini tükenmiş gibi hissediyor. Hocam bana bir şey deyin lütfen. Bu imtihandan başarıyla çıkamamaktan, bu cihatta yenilmekten korkuyorum hocam. Bana nasihat edin, bir şey deyin hocam. Bir nebze de olsa beni rahatlatın hocam, lütfen. Şimdiden Allah sizden razı olsun. Her daim duamdasınız hocam.
Cevap
Aleyküm selam ve rahmetullah kardeşim. Tüm dünya ve sistemleri; insanı, bedenine yahut maddi gücüne göre sınıflandırır. Yalnızca İslam insana insan olduğu için değer verir. Bu yüzden İslam’da kişi aklının yettiği yerde büyüktür. Sen birilerine göre çocuk, birilerine göre körpe bir kız olabilirsin. İslam’a göre sen mücahide bir kadınsın. Çoğu insandan da büyüksün.
Kardeşim. Dünya imtihan yeridir. İmtihanların en tehlikelisi fakat en mübareği de İslam ile imtihan olunup alın akıyla çıkmaktır. İman ve İslam ile imtihan olmak bir şereftir, ayrıcalıktır. Bu şeref ve ayrıcalığa muhatap olmak demek; en can alıcı durumlarda, kalbin ve aklın çabucak pes edeceği, meylederek mağlup olacağı olaylarda imtihan olmak demektir. Ah, bir bilseydik, hakkıyla anlasaydık, idrak edip dersler alsaydık Allah Rasulü’nden ve ashabından. Neler çektiler, ne zorluklar atlattılar.
İmtihanın en zor yönü, aile ile imtihan olmaktır. Şeytanın da sağdan yanaştığı, sanki iyi şeyler söylediği ama aslında kötüye sevk ettiği alan da budur. Dedik ya “Ah bir Asr-ı Saadet’i anlasaydık.” diye. Neler çekti efendilerimiz ve efendiler efendisi. Onlar ailelerinden dolayı aç kaldılar, susuz bırakıldılar, dayak yediler hatta birbirlerine kılıç çektiler savaşlarda. Allah onlardan razı olsun. Eğer o günler onlar o sınavı geçmeselerdi bugün: “Acaba ne yapacağız?” diye düşünür dururduk.
Cihad ehli olmak erkeklere mahsus bir durum değildir. Cihad kıyamete kadar devam edecek bir ibadettir. Kullukta kıyamete kadardır. Bulunduğumuz her yer, her alan bizim için şeytanla, nefisle, kafirle, münafıkla, şuursuzla… hülasa İslam’a ve müslümana fikren, madden ve bedenen hasım olana karşı mücahede alanıdır. Dünyaya bu gözle bakanlar karşısında zorluk, bela, musibet değil; anne, baba, eş, çocuk değil; Allah’a giden yolda sabredilmesi, aşılması, kazanılması gereken bir cennet yolu görürler.
Kardeşim, bacım. Sabret. Bugün belki imanın yüzünden yüzüne tükürülen Sümeyye’sin. Belki firavunun sarayında “Rabbim Allah’tır.” diyen Asiye’sin. Ama sabret. Medine yakındır inşallah. Medine seni, senin gibi anneleri bekler. Sevin ki imtihan oldun. Sevin ki Rabbin seni Asiye annenin yanında görmek istiyor. Sevin kardeşim, Rabbin seni mücahide annelerinin ordusuna kattı. Arkasından mızraklanarak şehit olan sahabe efendimizin şu mübarek sözünü unutma: ”Kabe’nin Rabbine yemin olsun ki BEN KAZANDIM.” Kardeşim, mücahide bacım! Evet, bu müstakim duruşunla SEN DAHA BU DÜNYADA KAZANDIN.
Sana ezberlemen gereken iki ayet-i kerime öneriyorum. Bunları teheccütlerinde zammı sure olarak oku ve tefekkür et. Beni de dualarında unutma. Ağabeyin Hüseyin.
اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْۜ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَٓاءُ وَالضَّرَّٓاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ
Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine yoksulluk ve sıkıntı çekmişler, öyle sarsılmışlardı ki peygamber ve yanındakiler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” diye niyaz etmişlerdi. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır. (Bakara suresi 214. ayet-i kerime)
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar? (Ankebut Suresi 2. Ayet-i Kerime)