Soru
Selamün Aleyküm.
Müslüman olduğumu söylediğim halde bana müşrik muamelesi yapan ve sürekli olarak hidayetim için dua eden bir arkadaşım var. Bu durum canımı çok sıkmakla beraber kendi müslümanlığımı da sorgulamaya ve yanlış düşüncelere kapılmama sebebiyet veriyor. Aynı zamanda Allah dostu olarak gördüğüm hoca efendiler de müşrik diyor. Bana da insanları tekfir etmem için psikolojik baskılar yapıyor. Kendi kendime insanları nasıl tekfir edebilirim , edersem ben dinden çıkmış olmaz mıyım ? Bütün bunları yaparken de Kuran-ı Kerim’den ayetler okuduğu için kafam bir hayli karıştı. Allah razı olsun şimdiden hocam.
Cevap
Aleyküm selam ve rahmetullah.
Kardeşim, bu tip kişiler ümmetin içinde Rasûlullah’tan beri var olan kimselerdir. Hatta Hz.Ali’yi şehid edenler yine bu zihniyette insanlardır. Kendilerini “Muvahhid” ve selefe (en hayırlı olan ilk üç asra) isnad ederek “Selefi” olarak tanıtırlar. Maalesef muvahhid, selef, selefi kavramları bu kişiler tarafından kirletilmiştir.
Halbuki bu kişiler İbn Teymiyye’nin ilmi temellerini attığı Hanbeli Mezhebini, kendi cürümlerine paravan olarak kullanan, Ahmed Bin Hanbel gibi bir alimin adını ve ilmi kirleten, Muhammed Bin Abdulvahhab’ın Osmanlı döneminde yeniden canlandırdığı, Muhammed Bin Suud’un siyasi hareket haline getirdiği, Abdülaziz Bin Suud’un ise teşkilatlı olarak dünyaya pazarladığı “Vehhabilik” hareketinin birer kuklası olan “Vehhabi”lerden başkası değiller.
Vehhabilik Necid bölgesinde doğmuştur. Rasûlullah aleyhisselâm: “Yâ Allah, Şam’ımızda ve Yemen’imizde bize bereket ihsan et” buyurdu. Bâzı kimseler: “Necd’imize de” diye niyazda bulundular. Rasûlullah tekrar: “Yâ Allah, Şam’ımızda ve Yemen’imizde bize bereket ihsan et” buyurdu. Onlar yine: “Necd’imize de” deyince: “Zelzeleler ve fitneler işte oradadır. Şeytânın karnı (yani hizb ve ümmeti)’da orada çıkacaktır.” buyurdu. (Buhari, İstiska, 26)
Yine bu kişiler fitne zamanlarında, ilmin azaldığında, ortalık karıştığında hemen ortalıkta olurlar. Dini çok yaşar, yaşamayanları kafir bellerler. Hz.Ali’yi (radıyallahu anh) kafirlikle itham etmeleri bundandır. Hatta onunla savaşacak, şehid edecek kadar ileriye gitmişlerdir.
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) Huneyn ganimetini dağıttığı esnâda Benî Temimlerden Zü’l-Huvaysıra isimli biri gelip Peygamber Efendimiz’in başucuna dikilmiş ve:
–Yâ Muhammed! Ben bugün yaptığın şeyi gördüm! demişti. Rasûlullah (s.a.v):
–Ne gördün? diye sorduklarında Zü’l-Huvaysıra:
–Senin adâlet yapmadığını gördüm! Âdil davran ey Allah’ın Rasûlü! dedi. Rasûlullah (s.a.v) gazaplandılar.
Ona: –Yazıklar olsun sana! Ben âdil olmazsam kim adâlete riâyet eder?! Ben adâletle davranmış olmasaydım, umduğuma eremezdim; sen de, bana tâbi olduğun için ziyan etmiş, eli boşa çıkmış olurdun! buyurdular.
Hz. Ömer (r.a):
–Yâ Rasûlallah! İzin ver! Onun boynunu vurayım! dedi.
Rasûlullah (s.a.v):
–Hayır, bırak onu! Onun birtakım taraftarları olacaktır ki, kendilerini iyice dine vermiş görünecekler. Herhangi biriniz, onların namazı yanında kendi namazını, onların oruçları yanında kendi orucunu küçümseyecek! Onlar Kur’ân da okuyacaklar! Fakat okudukları Kur’ân köprücük kemiklerinden ileri geçmeyecek! Onlar, okun yaydan çıktığı gibi, dinden, İslâm’dan fırlayıp çıkacaklar! Öyle ki, çıkan okun demirine bakılır, onda hiçbir şey, hiçbir iz bulunmaz! Sonra okun yaya giriş yerine bakılır, orada da hiçbir şey bulunmaz! Sonra okun ağaç kısmına bakılır, orada da hiçbir şey bulunmaz! Sonra okun yelesine bakılır, orada da hiçbir şey bulunmaz! Hâlbuki ok atılanın bağrını delip geçmiş, fakat oka bir şey bulaşmamıştır! Onlar, müslümanlar tefrikaya düştüğü zaman ortaya çıkacaklardır! Bir adam görürsün ki onun pazularından birinde kadın memesine yahut sallanan bir et parçasına benzeyen bir fazlalık vardır! buyurdular.
Hadîsin râvîsi Ebû Saîdi’l-Hudrî (r.a) şöyle der:
“Ben bunu Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’den işittiğime şehadet ederim. Yine şehadet ederim ki Ali bin Ebû Tâlib (r.a) onlarla çarpışmıştır. O esnâda ben de yanındaydım. Bu adamın aranmasını emretti. Adam bulunup getirildi. Baktım, aynen Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in tarif ettiği gibiydi!” (Buhârî, İstitâbe, 7, Menâkıb, 25; Ahmed, II, 219; III, 56, 65; İbn-i Hişâm, IV, 144; Vâkıdî, III, 948.)
Yine Rasûlullah aleyhisselâm bu kişilerin günümüzde dahi olacaklarını bildirmiş ve bize işaretler vermiştir. Hz.Ali radıyallahu anh şöyle buyurmuştur: Efendimiz’i (sav) şöyle buyururlarken işittim:
«‒Âhir zamanda öyle insanlar gelecek ki, yaşları genç, akılları kıt olacak. İnsanların sözlerinin en hayırlısını söyleyecekler (Kur’ân tilâvet edecekler), ancak okun hedefi delip geçtiği gibi İslâm’dan çıkıp gidecekler. Îmânları hançerelerinden aşağıya inmeyecek. Onları nerede görürseniz öldürün! Zira onları öldürmek, kıyamet günü öldüren için ecir olacaktır».” (Buhârî, Menâkıb, 25; Müslim, Zekât, 154)
Yine Rasûlullah aleyhisselâm yukarıdakine benzer bir hadise vuku bulduğu sırada Necidli bir kimse için şöyle buyurmuştur: “Şunun neslinden – veya bunun arkasından- öyle bir kavim türeyecektir ki, onlar Allah’ın Kitâbı’nı okuyacaklar fakat bu onların boğazlarından aşağıya geçmeyecek, onlar okun avı sür’atle delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar, ehl-i İslâm’ı öldürecek, puta tapanlara dokunmayacaklar. Eğer ben onlara yetişseydim, Ad kavminin öldürülüşü gibi onları muhakkak öldürürdüm (hiçbirini bırakmazdım)!».” (Buhârî, Enbiyâ, 6, Meğâzî, 61)
Hülasa Necid’ten türemiş olan bu fitneden ve bu fitneye kapılanlardan uzak durmak dünya ve ahiret selameti için mühimdir. Allah en doğrusunu bilir.