Soru
Selamün aleyküm hocam. Her ne kadar yazıp yazmama hususunda ikilemde kalmış olsam da bugün dahi aynı olumsuz şeylerin tekrar tekrar yaşanması derinden üzüntü duymamı sağlayıp her defasında “Ne zaman geçecek, bitecek?” diye düşüncelere daldırdığı için, yazmamın daha faydalı hatta hiçbir şey olmasa bile tanımadığım bilmediğim birine anlatıp azıcık da olsa kalbimin ferahlamasına sebebiyet vereceğini düşündüğüm için yazıyorum.
22 yaşındayım bir cemaate bağlı yatılı medrese eğitimi aldım, elhamdülillah. Şimdilerde ise her ne kadar pandemi sebebiyle devam edemesek de, sübyan hocalığı ve açıköğretim imam hatip lisesi son sınıf öğrencisiyim.
Rabbim herkesi bir türlü imtihan ediyor, imtihan hayatı olduğundan dünya hayatı da eşittir, sanırım imtihanların en çetini de aile ile olanı. Bizimki de çetin olanından. Biz diye belirtiyorum çünkü bu tek beni değil annemi, kardeşlerimi de etkiliyor. Hani derler ya “Bir babanın evladına yapacağı en büyük iyilik annesine iyi davranmaktır.” diye, çok hakikatli bir söz. Çünkü doğrudan evlada sirâyet ediyor. Ki o annede, benim annem gibi kendi hakkını dahi savunmasına fırsat verilmeyen, her türlü çile ve hakarete maruz kalan, kendi kul hakkına girecek kadar fedakâr bir anne ise…
Mütedeyyin bir aile yapımız yok maalesef, ben ilmim ile beraber amel etmeye çalışıyorum, elimden geldiği kadar da naçizane ma’ruf yapmaya çalışıyorum. Belki de sağlıklı bir aile yapımızın olmaması, İslami konuda eksik olduğumuzdandır. Medreseye gitmeme babam razı değildi. Zaman zaman bunun için huzursuzluk çıkardığı da oluyordu. Çünkü onun için medrese, gelir sağlayacak bir yer değildi.
Babam evlatlarını, kız olsun erkek olsun ayırt etmeksizin, sadece maddi gözle görüyor, yani vermeden almayı bekleyenlerden.. Hakkını vererek ne hanımına kocalık, ne de evlatlarına babalık yapan, bunun sorumluluğunda ve bilincinde olan bir insan değil maalesef. Vermeden almaktan kasıt, para getirisi olan şeyden ziyade sevgi, saygı, bilgi, bir babanın evladına yapacağı ne varsa, o bize yapmadan bizden her şeyi sanki görevimiz ve bilmemiz gerekiyormuşçasına bekliyor. Evlatlarını ve hanımını çok hakir gören, aşağılayıcı hakaretvâri konuşan, bizi ilgilendiren konularda dahi, istişare yapma gereği duymayan, üstelik bizimle ilgili şeyleri en son biz duyarız ve onun istediğine göre hayatımız şekil alır, yoksa dünyamızı cehenneme çevirebiliyor. “Bir baba ailesine nasıl böyle yapar?” diye düşünebilirsiniz, ama fiziki şiddetin dışında psikolojik şiddete de maruz kalmak fecaât bir durum.
Babam bir senedir kullandığı kötü alışkanlıklarından ötürü akciğer hastası. Ama nedense ona ve kardeşlerine göre onu hasta eden biziz. Kendileri çok kibirli ve gururlu olduklarından kimseyi beğenmiyorlar. Bunu kendi babam için de söylüyorum. Dışarıya karşı çok iyi, hatta dışarıdaki kişiler çok sever onu. Ama evlatlarını, hanımını razı edemedikten sonra benim için bir ehemmiyeti yok!
Kendisinden ötürü her günümüz zehir gibi geçiyor, desem yersiz konuşmuş olmam. O her şeyi isteyebilir, bekler, ama bizim buna hakkımız yoktur. Evlatlarını yük olarak hissettiriyor, bununla da kalmayıp zaman zaman da şahsıma karşı diline yansıyor. Ortada olumsuz bir şey yokken tartışma çıkarıp sinir anında iki kere beni evden kovdu, ağzımı açıp hiçbir şey demedim, odama gittim. Anneme şu an her türlü muhtaç iken bu durumda dahî söylemediği argo kelime yok. Bunlara rağmen hasta diye hassas olup etrafında pervane olurken bunları bir hiçmiş gibi görüp huzursuzluk, tartışma ortamı kolaylıkla hazırlayabiliyor. Evlatları ona yük değil hatta yükünü hafifletiyor. Babamdan maddi – manevi bir beklentimiz yok, olmadı da hiç, çünkü buna fırsat vermedi.
Kendi ihtiyaçlarımı gidermek adına hem de en azından çocuklara da faydam olsun diye sübyan hocalığı yapıyordum, onu bile beğenmiyordu, hakir görüyordu. Bize sürekli kusur olarak baktığı için kendi eksikliğini göremeyecek kadar kör. Bizi karşısına alıp konuşmaz, farazâ konuştuğu oluyorsa da “Senin kuş kadar aklın var, senin aklınla hareket etmem.” diyerek sözde büyükleniyor. Bu durumlara her ne kadar içerlesem de onun adına üzülüyorum. Çünkü bir evlat babası hakkında böyle şeyler düşünüyor ve ailesi ondan razı değil onun için ne kadar acı bir durum. Hastalığına çok isyan ediyor, sabrı hiç yok. Nedense beni düşündüren de her ne kadar bizim imtihanımız olsa da bize yaptıklarına mukabil Allah’ın ona verdiği bir ceza olarak görüyorum. Ona karşı öfkem, üzüntümden ekseriyetle. Tek sınavımız o da değil üstelik kardeşleri de her türlü hakkımıza girebiliyorlar. Sanırım yeğenleri olmamıza rağmen bize karşı böyle olmaları annemize karşı hassas olup onun yanında yer almamızdan kaynaklı. Babam da bu durumu hazmedemiyor hatta annemin bizi doldurduğunu düşünüyor ama gözlerimiz görüyor, şuurumuz yerinde hangi evlat anasına böyle davranılmasını kendisine yedirebilir de bunu telaffuz eder yahut da hangi evlat anası ve babasının arasında kalmak ister. Kardeşlerine hiçbir türlü laf söyletmez, kendisi de arayı bulmak için çabalamaz. Çünkü hiçbir zaman bizim yanımızda yer almayıp bizi savunmadığı için onlar da kolaylıkla bize laf söyleme hakkını kendilerinde buluyorlar. Ben haddimi aşmayarak hem babama hem de kardeşlerine karşı lafımı esirgemiyorum. Fakat babama karşı sırf Rabbimin emrine itaatsizlik olmasın diye çoğu zaman susuyorum. Ona da söyledim “Kardeşlerine karşı her ne kadar sıla-i rahim olsa da haksızlık ettiklerinde sözlü olarak karşılık veririm yahut uzak dururum.” diyerek o da buna istinaden bana şunu söyledi “Kardeşlerim sizi evden kovsa da kötü söz söylese de dövse de yine de konuşacaksınız, evlerine gideceksiniz. Yoksa SİZE HAKKIMI HELAL ETMEM, ÖLDÜKTEN SONRA İKİ ELİM YAKANIZDA OLUR.” dedi. Bunun üzerine sadece, “Peki kardeşlerine de evlatlarımı üzmeyin, haklarına girmeyin diyerek karşına alıp konuştun mu?” dedim. Beni pek takmadı, ben de bunun üzerine hiçbir şey söylemedim artık. Çünkü beni, bizi menfaat olarak görüyor. Değer vermesi sevme hususunda onun öncelikleri arasında yer almıyoruz. Konuştuğunuz kişi sizi anlamıyorsa dil döküp kendinizi yormanın bir faydası var mı? Karşısına alıp bize Nasihat vermedi, bir şey öğretmedi ama bize karşı yapamadığı her şeyi yapmamız gerektiğini ondan öğrendim. Nasip olursa eşime, evlatlarıma, aileme karşı nasıl davranmam gerekip gerekmediğini ondan öğrendim istemsizce. Babası hakkında iyi konuşan, arkadaş gibi olan babasıyla ve babanın o evladına karşı hassas nazik ve sevgisini hissettirdiğini gördüğümde içimden “Neden ben de, biz de böyle değiliz?” diye geçirdiğim anlar oluyor. Bunlar bir evladın istikbali için iyi şeyler değil maalesef. Bir evladın babasız kalması için ille de yetim olması gerekmiyormuş, var olup da hakkını veremeyen bunu hissettirmeyen birinin olmasıyla eşdeğerde çünkü aynı yara bizim içimizde de ukde olarak yer alıyor. Belki okurken beni yargılayabilirsiniz “Neden bu kadar sitemli?” diye, yaşadıklarımız sanırım ona karşı beni böyle hissiz bir hale getiriyor. Rabbim’den babam hususunda bizi hayırlısı ile feraha kavuşturmasını ve hidayet vermesini istiyorum. Fakat kardeşleri hususunda ki bu helalliği geçerli olur mu? Sormak istediğim bu. Nasıl bir yol izlemeliyim bu konuda, bir mü’min kardeşiniz olarak varsa tavsiyenizi almak isterim.
Anlaşılır olması için ve sanırım biraz da anlatmaya ihtiyaç duyduğumdan bu kadar tafsilatlı yazdım hocam hakkınızı helal edin. Şimdiden Allah razı olsun.
Cevap
Aleyküm selam ve rahmetullah.
Kardeşim sen de okuyarak ve bizzat yaşayarak tecrübe ettin ki burası bir imtihan yurdu, bir konak. Burada yüzde yüz rahat etmek hayalden de öte bir şey. Herkes bir şeyler ile uğraşır durur şu kısacık ömründe. Evet, en zorlarından birisi de aile ile uğraşmaktır. Öyle ya atsan atamazsın, satsan satamazsın.
Allah’a hamdolsun ki sana İslâm’dan bir çok şey nasip etmiş. Evvela hayata buradan bak. Ya İslâm’dan nasibin olmadan baban veyahut tamamen ailen çok anlaştığın insanlar olsaydı. Bir değeri olur muydu? Her nimeti yerinde değerlendirmeliyiz. Ve unutma herkes kendi amelinden sorumlu olacaktır. Baba da, evlatta…
Sıla-i rahim ve babanızın söyledikleri mevzusuna gelince. Sıla-i rahim babanızı aşan bir konudur. Muhatabımız direkt Allah azze ve celledir. Çünkü sıla-i rahim bir ibadettir. Dolayısıyla sağlığımıza, canımıza, malımıza, namusumuza bir zararı olmadığı müddetçe sıla-i rahimi kesen taraf biz olamayız. Bunlar olursa tabii ki kesebiliriz. Haksızlık karşısında hakkımızı yedirmemek de yapmamız gerekenlerdendir ancak fayda vermeyecek getirmeyecek sözü söylemenin de gereksiz bir tartışma ortamı oluşturacağını unutmayın ve dengeyi kurun.