Tesettür İlla Çarşaf Giyip Yüzü Kapatmak Mıdır?

Soru

Selamun aleyküm.

Bayanlar tesettüre girdikleri vakit el, alın, kaş, çene kısacası yüz kısmını kapatmak zorundalar mı? Veya kapatmazlar ise günahı var mıdır?  Ve tesettür çarşaf-ı şerif giymek midir? (Bu arada çarşaf-ı şerif mi farz  yoksa tesettür mü farzdır?)

Allah razı olsun.


Cevap

Aleyküm selam ve rahmetullah.

Bacım, Allah’ın her emrine uymak zorundayız. Uymamak büyük bir günahtır. Ancak uymadığı gibi olan emri değiştirmek, ‘böyle de oluyor’ demek, ‘bence’ gibi kelimeler kullanmak, insanı iman dairesinden çıkartır. Allah, Rabbani alimlerimizden razı olsun. Onlar Allah’ın kelamını, habibinin mübarek sözlerini ve uygulamalarını güzelce gelecek nesillere aktardılar. Sorunuz aslında basit bir soru. Ama size böyle bir basit soru sorduğunuz için kızamam. Zira bize öyle bir katliam yapıyorlar ki iki yüz yıldır, kendimize gelemiyor ve gitgide cahiliyenin bataklığına saplanıyoruz. Sorunuza gelecek olursak…

Herhangi bir dini meselede böyledir demek için ya (üst düzey) alim olmalı ya da alimlerin ağızlarından çıkanlara kulak kabartmalıyız. İlk seçenek bizim için mümkün olmadığına göre ikinci seçeneğe yöneliyoruz. Çünkü nasıl ki kişi, rukû ve secde dahi yapsa namaz, aç ve susuz kalsa oruç, bir hayvanı kesip yese kurban sayılmıyorsa, sadece giyinmek veya kapanmak da tesettür sayılmaz. Tesettür bir ibadettir, kuralları vardır. Bu kurallar da, filan vlog çeken hanımdan, filan gençlerin youtube kanalından değil bahsettiğimiz gibi alimlerin kitaplarından öğrenilir. Burada en büyük suç, bize aittir ki, konuşan veya bize tesettürü anlatan kişilere bu dediğini hangi alim söylemiş diye sormuyoruz. Aklımıza ve nefsimize yatınca ‘doğrusu demek ki buymuş’ deyip kabulleniyoruz. Halbuki aklımıza veya nefsimize yatan her şey doğru olsaydı alime ne gerek vardı, bunca kitaba ne hacet vardı?

 Asrımızın en büyük müfessirlerinden Sabuni hocamız (ki kendisi Mahmud Efendi’nin görüştüğü yakın alimlerdendir), ”Revâi’ül-Beyan Fi Tefsîr-i Âyâtil-Ahkam Min-el-Kur’ân” adlı ahkam tefsirinde, şöyle buyurmaktadır;

”Allahu Teâlâ mü’min kadınlara, iffet ve haysiyetlerinin korunması için yabancı erkekler karşısında uzun bir örtü ile elbiselerinin üzerinden örtünmelerini emretmiştir. Âlimler bu tesettürün nasıl olacağı hususunda ihtilâf ederek birkaç görüşe ayrılmışlardır:

1. Taberî İbn-i Sirin’den şöyle rivâyet eder; “Abide es-Selmanî’ye (r.a) “… dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle” âyetinin mânâsını sordum. Büyük bir çarşaf alarak onunla bütün vücûdunu örttü. Başını ta kaşlarına kadar kapattı. Yüzünü de tamamen kapattı. Yalnız sol gözünü açık bıraktı. Böylece âyeti fiilî olarak tefsîr etti.”

2. Taberî ve Ebû Hayyân İbn-i Abbâs’tan (r.a.) şöyle rivâyet etmişlerdir: “Kadın cilbâbını alnının üzerine indirir ve oradan sıkar. Alttan da burnunun üzerine kadar kapatır. Yalnız gözleri dışarıda kalmalıdır. Yüzünün kalan kısmı ile göğsünü tamamen kapatmalıdır.”

3. Yüzü örtmenin keyfiyeti hakkında Süddî’den şöyle rivâyet edilmiştir: “Örtü, kadının sol gözü hariç bütün yüzünü kapatmalıdır.” Ebû Hayyân şöyle der: “Endülüs’teki âdet de Süddî’nin tarif ettiği gibi idi. Kadın bütün vücûdunu örter, yalnız tek gözü açıkta kalırdı.”

4. Abdürrezzâk ve bir cemaatin rivâyetine göre mü’minlerin annesi Ümmü Seleme şöyle demiştir: “Bu âyetin nüzûlünden sonra Ensârî kadınları siyah çarşaflara büründüler. Sanki hepsinin başına birer karga konmuştu.”

Müfessirlerden bir zümre yüzün örtülmesinin farz olduğuna kâildir ki;

1. İbn-i Cevzî, ” … Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle”,  âyetinin tefsîrinde İbn-i Kuteybe’den naklen şöyle der; “Başlarını ve yüzlerini örtünmelerini söyle ki, onların hür oldukları bilinsin. Âyetteki “celâbîb” kelimesinden maksat da normal elbiselerin üzerini kapatacak ve vücûd hatlarını göstermeyecek bir örtüdür” der.

2. Ebussuûd Efendi şöyle der: “Cilbâb”tan maksat, çok geniş ve uzun bir örtüdür. Kadın bununla başını örttüğü gibi yüzünü ve göğsünü de örterek ayaklarına kadar salar. Buna göre âyetin mânâsı, “Kadınlar dışarıya veya yabancı bir erkeğin karşısına çıkacakları zaman bu örtüyle yüzlerini ve bütün vücûdlarım örtsünler” olur. Süddî de âyetin tefsîrinde, “Kadın alnını ve yüzünü örter. Yalnız bir tek gözü açık kalır” demiştir.”

Burada, Resûlullah’ın (sav) savaşlarından birinde oğlu şehid olan mü’min kadının kıssasını hatırlatmak istiyorum: Kadın yüzü örtülü olduğu halde cenazeler arasında şehit olan oğlunu arıyor. Ona, “Yüzündeki bu örtü ile oğlunu nasıl bulacaksın?” diyorlar. Bu söze karşı kadın, “Çocuğumu kaybetmem, hayamı kaybetmem kadar ağır değildir” cevabını veriyor.”

Son olarak bende şunu ilave edeyim. Çarşaf veya çarşaf kadar bol bir tesettür giymeyen, hele hele yüzün örtülmesinin gereksiz olduğunu söyleyen ”Muhafazakar” kesim güya Hanefi mezhebine dayanıyor. Halbuki hiç bir imamımız ‘Biz hanefiyiz, kadınlar istedikleri gibi yüzünü açabilir ve erkekler arasında gezebilir” dememiştir. Bilakis Hanefilere göre kadının yüzü avret olmamakla beraber, genç (yani çocuk doğurma çağındaki) bir kadının yabancı erkeklerin yanına yüzünü açması -fitne ortamında- caiz değildir. (bk. Reddu’l-Muhtar, 1/ 272) Şüphesiz ki dünya bu zamandan daha büyük bir fitne zamanı da görmemiştir. 

Kardeşim muasır ve geçmiş alimlerimizin sözleri ortadadır. Rasulullah aleyhisselam ”Alimler, peygamberlerin varisleridir. Peygamberler ne dinar ne de dirhem miras bırakmadılar, ancak ilim miras bıraktılar…”  buyurmaktadır. (Buhari, İlm, 10; Ebû Davut, İlm, 1; Tirmizi, İlm,19; İbn Mace, Mukaddime,17) Yolumuz budur. Başka yoldan da, başka yola gidenden de, başka yola yönlendirenlerden de -velev ki büyük bir cemaat veya tanınmış birisi olsun- dünyada ve ahirette berî olmayı yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

Allah’a emanet olun. 


Paylaş